bir alkoligin guncesi
skoer | favoritoer | tenceroer | radioer | lastoer | plugoer | rss

Rüyalarda Buluşuruz

14.05.2008

Bu da bana kalsın…

0 Kommençero

Gerçek

12.05.2008

Bir festivaldeyiz. Yaz, sıcak. Kamp alanında tek başıma yürüyorum. Çadırlar yerine sanki festival altı ay sürecekmiş gibi prefabrik barakalar var. Her baraka bütününde sekiz tane oda var, kapıları yola dönük. Senin kaldığın odanın kapısından geçerken kapının altındaki boşluktan bakıyorum içeriye, acaba kimse var mı diye. Merak ile endişe ne kadar yakın arkadaşlar, hay allah. İçimin burkulmasından beraber olmadığımızı anlıyorum. Başımı öne eğip yoluma devam ediyorum. Derinden bir müzik kesinsitiz devam ediyor.

Bir barakaya yaslanmış oturuyoruz bir kaç arkadaşla beraber. Dondurma yiyoruz. Gözümü senden alamıyorum. Sen de bunun farkındasın, arada bir gözlerinle soruyorsun bana ‘ne var’. Dondurmanın her zaman olduğu gibi kırılan dış çikolatasını yere düşürmemek için çaba sarfediyorsun. Yanındaki adam dudaklarıyla sana yardımcı olmak için yüzünü sana dönüyor. Benim varlığımdan mı yoksa gerçekten istemediğinden mi yüzünü diğer tarafa dönüyorsun. Dondurmamı yiyemiyorum.

Akşam kamptan çıkıp bir lokantaya gidiyoruz hep beraber. Latin Amerika’dayız sanki -projelerimiz var ya bizim, beraberiz orada da-. Lokantaya giderken geçtiğimiz yollardan bu izlenime kapılıyorum, yoksa burada porselen tabaklar ve rakı balık ne alaka.

Geziyoruz, başka başka mekanlara gidiyoruz. Sorun yok, keyfimiz yerinde. Mekan sahipleri son derece nazikler. Oturmak istediğimiz yeri söyleyince masaları birleştiriyorlar, bir şekilde bizi memnun etmeye çalışıyorlar.

Hayat bize güzel.

Sabahları telefonum çalmadan kendi kendime uyanmayı çok seviyorum. Öylece tavana bakıp rüyamdaki sahnelerin üzerinden geçiyorum. Özlediğimi anlıyorum. “Hep rüyada kalsak.” diyorum içimden, “Ne farkı var ki gerçekten?”.

4 Kommençero

Senin Adın Kırmızı

10.05.2008

red dress

38 yaşında, ince diyebileceğim narinlikte bir sevgilim var. Kırmızı giymeyi seviyor. Sarışın, kısa saçlı. Bana sürekli okumam için bir şeyler veriyor. Dinlemem için, seyretmem için. Sürekli anlatıyor. Değişmemi mi istiyor yoksa gelişmemi mi anlayamıyorum.

Verdiklerini okuyorum, okuyorum, okuyorum. Seyrediyorum, dinliyorum, yoğun çabalarım neticesinde anlıyorum(?). Anlamak mı kanıksamak mı?

Her seferinde bu sefer tamam dememe rağmen onu her görüşümde içimdeki coşku dışıma çıkıyor, aklım kaçıyor, unutkanlık başgösteriyor. Atılıyorum boynuna. Kırmızı, penye bir elbise var üzerinde. Her fırsatta onu öpmek, sarılmak istiyorum. O ise hatırlatıyor, hatırlatıyor, hatırlatıyor.

Güzel mi kötü mü olduğunu anlayamadığım bir rüyadan uyanıyorum. Uyandığımda da soruyorum yatakta kendime;
-Niye uyandım ki? Gayet güzel bir rüyaydı.
-Sana öyle gelmiş olmalı, herhalde kabustu bu. Yoksa uyanmazdın.

Bir cumartesi öğleden sonrası bir tek içip yattığım kayluleden -burada tek atmadan kaylule olmuyor, gelenek işte- kendi kendime konuşarak uyanıyorum. Kaldı ki ben bunu hep yapıyorum.

3 Kommençero