Category: Blog

Ne yanar kimse bana âteşî dilden özge
Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı.

Karakter sınırı çıktığından beri uzak düştük birbirimize uzun uzun, ağır ağır konuşmayı sevenler olarak.  Hadi yukarıdaki dizeleri bırak sadece kendi haline orada burada. Bırakamadık. Bırakamayanlar olarak bırakıldık kendi haline orada burada. Ne mektupsuz, ne kedisiz.  Tek başına çıktığımız bu yolda yalnız kaldık.

‘Yalnızlık ömür boyu’ diyor, gerzek bir şarkıcı– demiş üstad da neden demiş kendisine soramadım henüz.

 

Yıllarca babamın ofisiyle  ev arasındaki yolda saatler harcamak kararlığını gizli bir hayranlıkla birlikte hiç anlayamamıştım. Yıllar sonra bugün, tam olarak bugün, o yolda neler olup bittiğini anladığımı sanıyorum.

Lütfen.
Sanmaktan öteye gitmemi beklemeyin benden.

Bir böceğin gözlerinden geçer ay.
Giderilemeyen üzüncün kurşunu, ölümün
ve yaşamın al yuvarı, evrenin gözeneği.

Oysa geçen hiçbir şey yok, tümümüz
göğün ortasında. Bir anıt gibi.

Melih Cevdet Anday

Ayşe Kulin’in bir röportajında okudum. “Enis Batur’un kitapları da çok satıyor ne var bunda, niye bana yükleniliyor?” diyor. Benim kitaplarım çok satmıyor birincisi. Bu yanlış bir tespit. İkincisi aynı türden işi yaptığımızı düşünmüyorum. Ayşe Kulin’in de düşünmemesi lazım. Ben onu küçümsemiyorum. Ama aynı işi yaptığımızı nasıl düşünebilir?

Enis Batur

Hint Okyanusu’nu seyrettim bu sabah.
Okyanuslar üstüne bir çift sözüm var sana:
Kıyısından seyredilen okyanus
farksızdır Marmara açıklarından.
Yani demek istediğim:
Okyanuslar büyük sevdalar gibidir Tulyakova
seyredilmeğe gelmez,
Okyanus yaşanılır.

Haklıyım demiyorum. Ama sen de haklı değilsin. Belki ikimiz de haksızızdır. Ve bu ikimizin de haklı olmasından daha iyi. Çünkü haksızlık karşısında haklı olmak öfkelendirir, hak karşısında haksız olmak ise (en azından bu kadar kaybetmedik kendimizi) durup düşünmeye sevk eder. Duralım ve düşünelim sadece. Bence ikimiz de haksızız..

Gülümsedi, parmak ucunda uzanarak dudağımdan öptü. Onu kendime çekerek sımsıkı sarıldım, o da bana sarıldı, sonra bıraktı. Kısaca bakıştık ve gitti.
O gece içim içime sığmıyordu, ileri geri, aşağı yukarı, içeri dışarı; evin içinde dört dönüyordum. Kendimi dünyadan daha büyükmüşüm gibi hissediyordum, her şey sanki içimdeymiş, sanki hedefleyecek başka şey kalmamış gibiydi. İnsanlık küçüktü, tarih küçük, yeryüzü küçük, sonsuz olduğu söylenen evren bile küçüktü. Ben hepsinden büyüktüm. Müthiş bir duyguydu bu.

Karl Ove Knausgaard